|
Diyabetin
Nedenleri , Şeker Hastalığının Nedenleri
Şeker
Hastalığının Nedenleri
- Pankreas
Bezesinin yorulması
- Kandaki
şekerin belli seviyede kalması, pankreas bezinin salgıladığı
insülin hormonu ile olur.
Pankreas
bezesini yoran etmenler şunlardır :
- Oburluk
- Şişmanlık
- İhtiyarlık
Pankreas
Bezesinin Hastalanması
- Pankreas
bezesi iltihaplanmış veya kireçlenmiştir.
- Pankreas
kanseri
- Pankreasın
alınması
- Pankreası
etkileyen hastalıklar :
- Karaciğer
ve safra kanalı iltihabı
- Kabakulak
- Frengi
- Verem
- Böbrek
iltihabı ve böbrek taşları
- Tifo
- Tifüs
- Kolera
- Dizanteri
Menopoz
Döneminde Diyabet
Bu dönemde
kadının hormonal dengesinde değişmeler olur. Çoğu kadınlar bu
dönemde şeker hastası olurlar. Dişetlerinde yanma, dişlerde
çürüme, ağızda kuruluk, gözde katarakt oluşur. Bu dönemde
eksilen kadınlık hormonu şu bitkilerle sağlanarak, şeker
hastalığına yakalanma riski azaltılabilir ; Papatya, Ökse otu,
Nergis, Adaçayı. Ayrıca, bu dönemde kilo almamaya gayret
edilmelidir.
Şeker
Hastalığının Tedavisi
Şeker
hastalığı, bir beslenme hastalığıdır. Bu nedenle dengeli
beslenmeye özen gösterilmeli, yani karbonhidrat-protein-yağ
dengesi sağlanmalıdır.
Yağsız süt,
yoğurt, yağsız et, balık, yumurta, patates, hububat, bakliyat
yenmelidir.
Sebzelerden
lahana, tere, soğan, marul, salatalık, turp, domates, patlıcan
ve yerelması tavsiye edilir.
Meyvelerden
ise ekşi elma, limon, greyfurt, yeşil erik, koruk gibi ekşi
olanlar tercih edilmelidir.
Baharatlar
vücudumuzdaki salgı bezlerine tesir ederek, onları
çalıştırırlar. Bu nedenle her sofrada bulundurulmalıdırlar.
Tip 2 Diyabet
Nedir , Tip 2 Diyabetin Nedenleri , Tip 2 Diyabet Hakkında
Tip 2
diyabetli kişilerin pankreası insülin üretir fakat etkili olarak
kullanamazlar. Tip 2 diyabetin görülme sıklığı daha fazladır,
diyabetli kişilerin %90'ı Tip 2 diyabetlidir.
Tip 2 Diyabet
genellikle 40 yaşın üzerindeki kişilerde görülen diyabet
tipidir. Pankreasın yeterli miktarda insülin salgılayamaması
veya salgılanan insülinin yeterli derecede kullanılmaması
nedeniyle kan şekerinin yükselmesi durumudur. Bu tip
diyabetiklerde rahatsızlık uzun yıllar klinik olarak belirti
vermeyebilir. Yaşamın ileriki yıllarında araya giren bir
infeksiyon, stres, ameliyat, gebelik ya da fazla kilo alınması
zaten azalmış olan beta hücre rezervinin daha da düşmesine neden
olarak diyabeti klinik olarak ortaya çıkarabilir.
Tip 2 Diyabet
Riski Kimlerde Daha Fazladır?
Herkeste, her
yerde, her yaşta diyabet teşhis edilebilir.
- Ailesinde
diyabetli olanlar,
- Şişman
kişiler,
- 4 kg' dan
daha ağır bebek doğuran kadınlar,
- Stres
altında yaşayan kişilerde diyabetin görülme riski daha
yüksektir.
- Ayrıca
pankreasın kronik iltihabı, pankreas tümörleri ve ameliyatları
ile hipertiroidi, akromegali gibi bazı hormon hastalıkları Tip 2
diyabete yol açabilir.
Tip 2
Diyabetin Belirtileri Nelerdir?
Tip 2
diyabeti olan ve kan şekeri yüksek olan kişilerde;
- Sık idrara
çıkma,
- Ağız
kuruluğu,
- Çok su
içme,
- Açlık
hissi,
- Cilt
yaralarının geç iyileşmesi,
- Kuru ve
kaşıntılı bir cilt,
- Sık sık
infeksiyon gelişmesi,
- Ellerde ve
ayaklarda uyuşma, karıncalanma görülür. Ancak bu belirtiler
zaman içinde yavaş yavaş ortaya çıkar.
Tip 2 Diyabet
Tedavisinin Esasları Nelerdir?
Birinci
basamak tedavi planında medikal beslenme tedavisi yani beslenme
alışkanlıklarının düzenlenmesi, yaşam tarzının değiştirilmesi,
egzersiz programlarının uygulamaya koyulması yer almaktadır.
Eğer, bu tedavi planına uyulmasına rağmen kan şekeri normal
sınırlar içinde tutulamazsa ağızdan hap olarak alınan şeker
düşürücü ilaçlar tedaviye eklenir. Ancak bazı Tip 2 diyabetliler
kan şekeri düzeyini normal sınırlar içinde tutabilmek için
insüline ihtiyaç duyulabilir. Bu durumlarda uygun dozda yapılan
insülin enjeksiyonları ile tedavi desteklenir.
Ağızdan şeker
düşürücü hap veya insülin tedavisi alan Tip 2 diyabetlilerin
haftanın belirli günlerinde kan şekerini ölçmeleri son derece
önemlidir.
Diyabet
Hakkında , Diyabet Çeşitleri Hakkında
Tip 1 Diyabet
Vücudumuzun
enerji ihtiyacı yiyeceklerimizdeki temel besin öğeleri
karbonhidrat, protein ve yağlardan sağlanır. Emilebilmek için en
küçük parçalarına ayrılan bu besin öğelerinin en önemlisi "glukoz"
adı verilen basit şekerdir. Glukoz başta beyin olmak üzere
vücudun tüm organlarının önemli bir enerji kaynağıdır. Hücreler
ihtiyacı olan glukozu, midenin arkasında bulunan pankreas
bezinin salgıladığı bir hormon yardımıyla kullanır. İnsülin
olarak bilinen bu hormon vücutta yapılamaz ise alınan gıdalar
enerji olarak kullanılamayacaktır. İnsülin hormonunun mutlak
eksikliğine bağlı olarak meydana gelen şeker hastalığına Tip 1
Diabetes Mellitus denir
Her yaşta
görülebildiği gibi, sıklıkla çocukluk ve gençlik yaşlarında
başlar, bu nedenle juvenil diyabet adı da verilir. Ülkemizde 4
milyonun üzerinde olduğu sanılan şeker hastalarının %10'u, yani
yaklaşık 400.000 kişi bu tip şeker hastasıdır.
Tip 2 Diyabet
Erişkinlerde
görülen diyabettir. Pankreas insülin üretir fakat vücut bunu
gerektiği gibi kullanamaz. Daha çok 40 yaş üzeri kişilerde
ortaya çıkar.
Tip 2
Diyabetin Belirtileri :
- Poliori
(sık idarara çıkma)
- Polidipsi
(çok su içme)
- Polifasi
(çok yemek yeme)
- Kilo kaybı
- Plazma kan
glukoz düzeyinin yükselmesi (açkarnına 126 mg'dan büyük ya da
eşit olması)
Bunların
dışındaki Tip 2 Diyabet Belirtileri:
- Yorgunluk
- Vücuttaki
yaraların geç iyileşmesi
- Kuru ve
kaşıntılı cilt
- Sık
geçirilen enfeksiyonlar
- Bulanık
görme
- Cinsel
sorunlar
- Ellerde ve
ayaklarda uyuşma
-
Karıncalanma
- Ağız
kuruluğu
Tip 2
diyabetin nedeni Tip 1 diyabette olduğu gibi tam
bilinmemektedir. Fakat bazı risk gruplarında görülme olasılığı
daha yüksektir.
Bunlar :
- Yaşı 40 ve
üzeri olanlar
- Şişmanlar
- Ailede
başka diyabet hastalığı bulunanlar
- Gebelik
sırasında diyabet gelişen 4,5 kg. Daha ağır bebek doğuranlar
- Bir
hastalığın veya yaralanmanın stresini yaşayanlar
- Stresli
bir hayatı olanlar
- Beslenme
alışkanlığı bozuk olanlar
Bu risk
faktörlerinden en az iki tanesi varsa mutlaka diyabet taraması
yapılmalıdır. Tip 2 diyabetin tedavisi diyet, egzersiz, eğitim
ve gerekiyorsa oral olarak antidiyabetik ilaçlar veya insülin
ile yapılmaktadır. Bu hastalığın tedavisi ömür boyu devam
etmektedir. Bu sebeple tedavi endokrinoloji, diyabet ve
metabolizma uzmanı ve diyetisyen ve diyabet hemşiresi tarafından
planlanması hastalık komplikasyonlarının önlenmesi açısından çok
önemlidir.
Diyabet nedir
Diyabet,
vücudumuzda pankreas adlı salgı bezinin yeterli miktarda insülin
hormonu üretmemesi ya da ürettiği insulin hormonunun etkili bir
şekilde kullanılamaması durumun da gelişen ve ömür boyu süren
bir hastalıktır. Sonuç olarak kişi, yediği besinlerden kana
geçen şekeri yani glukozu kullanamaz ve kan şekeri yükselir (hiperglisemi).
Yediğimiz
besinlerin özellikle karbonhidrat içeren besinlerin çoğu vücutta
enerji için kullanılmak üzere glukoza dönüştürülür. Midenin arka
yüzeyinde yerleşik bir organ olan pankreas, kaslarımızın ve
diğer dokuların kandan glukozu alıp enerji olarak kullanmalarını
sağlayan "insülin" adı verilen bir hormon üretir. Besinlerle
kana geçen glukoz, insülin hormonu aracılığı ile hücrelere
girer. Hücreler glukozu yakıt olarak kullanır . Eğer glukoz
miktarı vücudun yakıt ihtiyacından fazla ise karaçiğerde (şeker
deposu=glikojen), yağ dokusunda depolanır.
Diyabeti
olmayan bir birey kan şekeri düzeyi açlık halinde 120 mg/dl,
tokluk halinde (yemeğe başladıktan iki saat sonra) 140 mg/dl’nin
üstüne çıkmaz. Açlıkta veya toklukta ölçülen kan şekeri
düzeyinin bu değerlerin üstünde olması diyabetin varlığını
gösterir.
Bir kişinin
diyabetli olup olmadığı Açlık Kan Şekeri (AKŞ) ölçümü veya Oral
Glikoz Tolerans Testi (OGTT) yapılarak saptanır. AKŞ ölçümü
100-125 mg/dl olması gizli şeker (pre-diyabet) sinyalidir. AKŞ
ölçüm sonucunun 126 mg/dl veya daha fazla olması diyabetin
varlığını gösterir.
OGTT’ de
glikozdan zengin sıvı aldıktan 2 saat sonraki kan şekeri değeri
önemlidir. İkinci saat kan şekeri ölçümü 140-199 mg/dl ise gizli
şeker, 200 mg/dl veya daha yüksek ise diyabet tanısı konulur.
Diyabet ve
Şeker
Diyabet,
diğer adıyla şeker hastalığı, sık görülür ve ciddî sonuçlara yol
açar. Pankreasın ürettiği insülinin yetersizliği veya
etkisizliğinden kaynaklanır. İnsülin olmayınca, besinlerle
aldığımız şeker ve diğer besin unsurları, ihtiyaç duyan
hücrelere giremez. Böylelikle, hücreler şekersizlik çekerken,
kanda şeker normal değerlerin üstüne çıkar. Kanda şekerin çok
artması, zehir etkisi yaratır ve vücudun tüm hücrelerini tahrip
eder.
Şeker ve
İnsülin
Vücut,
sürekli olarak kanda bir miktar şekere (glukoza) ihtiyaç duyar.
İnsülin kan dolaşımındaki glukozu hücrelere taşımakla
görevlidir. İnsülin pankreas tarafından üretilen bir hormondur.
Hücrelerdeki glukoz, günlük yaşamımızı devam ettirmeyi
sağlayacak enerji kaynağıdır.
Tip 1 Diyabet
Nedir , Tip 1 Diyabetin Nedenleri , Tip 1 Diyabet Hakkında
Tip 1 Diyabet
nedir?
Vücudumuzun
enerji ihtiyacı, yiyeceklerimizdeki temel besin öğeleri
karbonhidrat, protein ve yağlardan sağlanır. Emilebilmek için en
küçük parçalarına ayrılan besin öğelerinin en önemlisi "glikoz"
adı verilen basit şekerlerdir. Glikoz başta beyin olmak üzere
vücudun tüm organlarının önemli bir besin kaynağıdır. Hücreler
ihtiyacı olan glikozu, midenin arkasında bulunan pankreas
bezinin salgıladığı bir hormon yardımıyla kullanır. İnsülin
olarak bilinen bu hormon vücutta yapılamaz ise alınan gıdalar
enerji olarak kullanılamayacaktır.
İnsülin
hormonlarının eksikliği sonucu ortaya çıkan tip 1 diyabet,
sıklıkla çocukluk ve gençlik yaşlarında ortaya çıktığı için "Juvenil
diyabet" adını da alır.
Tip 1 diyabet
pankreasta bulunan ve insülin üreten beta hücrelerinin otoimmün
bir süreç sonunda zedelenmesi ile meydana gelmektedir. Hastalar,
mutlak veya göreceli bir insülin yetersizliği olduğundan ömür
boyu insülin hormonunu dışardan (enjeksiyon yoluyla) almak
zorundandırlar. Bu nedenle Tip 1 diyabet, İnsüline Bağımlı
Diyabet (Insulin Dependent Diabetes Mellitus=IDDM) olarak da
isimlendirilmektedir. Genel olarak toplumdaki diyabet
vakalarının %10'unu tip 1 diyabet vakaları oluşturmaktadır.
Çocukluk çağında tip 1 diyabet sıklığı ülkeler (bölgeler)
arasında farklılık göstermekte ve her yıl 15 yaş altındaki
100.000 çocuktan 1-42'sinde diyabet gelişmektedir. Tip 1 diyabet
genel olarak kuzey ülkelerinde daha sık görülmektedir.
Tip 1 Diyabet
neden olur?
Tip 1
diyabet, çoğunlukla çocuklar ve ergenlik çağındakilerde gelişir
fakat yetişkinlerde de görülebilir. Çocuklukta en sık görülen
kronik hastalıklardandır. Tip 1 diyabet için risk faktörleri iyi
tanımlanmamıştır. Ancak tip 1 diyabetiklerin birinci derece
akrabalarında genetik ve çevresel faktörlerin hastalığı
tetiklediği gösterilmiştir.
Tip 2
diyabet, esas olarak yetişkinlerde görülmekteyse de dünyanın
birçok yerinde ergenlik çağındaki grup için hızla büyük bir
sorun olmaya başlamıştır. Tip 2 Diyabet için risk faktörleri
yaşın artışı, şişmanlık (obezite), ailede diyabet öyküsü,
gebelikte iri bebek ya da diyabet öyküsü, fiziksel aktivite
azlığı, bozulmuş glukoz toleransı ve ırk/etnik gruptur.
Tip 1
Diyabette Acil Sorunlar Nelerdir?
Tip 1
diyabetli kişi bilimsel ve sağlıklı bir beslenme programı
uygulayarak, düzenli egzersiz yaparak ve uygun insülin tedavisi
ile sorunsuz bir yaşam sürdürebilir. Ancak insülini uygun
teknikle, yeterli dozda ve zamanında yapmayan, beslenme
tedavisine uyum sağlayamayan ve aşırı karbonhidrat tüketen ya da
egzersiz yapmayı aksatan diyabetlilerde kan şekeri yükselebilir
(hiperglisemi). Bunun aksine insülini aşırı dozda kullanan ya da
önerilen besinleri özellikle de karbonhidrat içeren besinleri
zamanında ve yeterince tüketmeyen, alkol kullanan veya aşırı
egzersiz yapan diyabetlilerde kan şekeri aniden ve hızla
düşebilir (hipoglisemi).
Tip 1
Diyabette Tedavi Nasıl Olmalıdır?
Tip 1
diyabetin tedavisinde değişmez kural insülin enjeksiyonudur. Bu
tip şeker hastalığında insülin kullanmak bir zorunluluktur ve
hayat kurtarıcıdır. Tedavinin diğer temel taşları ise sağlıklı
beslenme, düzenli egzersiz ve eğitimdir. İdeal kan şekeri
düzeyinin sağlanması için gün boyu belirgin özen ve günlük bakım
gerekir. Kişinin kendini iyi hissetmesi ve sağlıklı yaşam
sürdürmesi için gereken bakımı hayat biçimi haline
getirilmelidir.
Beslenme
Tedavisinde Nelere Dikkat Edilmelidir?
Diyabette,
beslenme alışkanlıklarının düzenlenmesinin amacı diyabetli
bireyin hayatı boyunca uygulayabileceği en ideal beslenme
programını oluşturarak;
- Kan
şekerini normal sınırlar içinde tutmak,
-
Hiperglisemi (kan şekeri yüksekliği) ve hipoglisemi (kan şekeri
düşüklüğü) gibi akut komplikasyonları önlemek,
- İdeal vücut
ağırlığını sağlamak ve korumaktır.
Yukarıda
amaçlara ulaşabilmek için Tip 1 diyabetli bireye;
- Bireysel
özelliklerine, günlük yaşam planına, beslenme alışkanlıklarına
ve insulin tedavi şemasına uygun yeterli miktarda ve uygun
zamanda yemek yemesi,
- Kan şekeri
kontrolü için gereksinimine uygun miktarlarda karbonhidrat
içeren besinleri tüketmesi,
- Besin
tüketiminde çeşitliliği sağlaması,
- Besinlerle
alınan posa miktarını arttırması,
- Basit
şekerleri (toz ve kesme şeker, bal, tatlı, meyve suyu v.s.)
diyetisyen kontrolünde tüketmesi önerilir.
Diyabet Ciddi
Bir Hastalık mıdır?
Evet. Diyabet
hayat boyunca süren bir durumdur. Uygun medikal beslenme
tedavisi, medikal tedavi, egzersiz ve eğitim olarak tanımlanan
tedavi kriterleri olmazsa, kan şekeri kontrol altına alınamaz
bunun sonucunda da komplikasyonlar (kalp ve böbrek hastalığı,
körlük, iktidarsızlık ve bacakların amputasyonu) gelişir. Ancak
önerilen tedaviye uygun davrananlar hiç sorunsuz,
komplikasyonsuz, normal günlük yaşantılarını sürdürebilirler.
Gestasyonel
Diyabet
Gebelikte
çıkan diyabet, yani tıp dilinde “Gestasyonel Diyabet” ilk defa
gebelik sırasında saptanmış kan şekeri yüksekliğidir.
Gestasyonel Diyabetli’ de gebelik öncesinde diyabet yoktur.
Günümüzde
“Gestasyonel Diyabet” görülme oranı yüzde 2-4 olduğundan, her
gebeye, özellikle riskli olanlara gebeliğin 24. ve 28. haftaları
arasında tarama testi uygulanması gerekir.
Bu tarama
testinde kişiye önce 50 gr şeker yüklemesi yapılır. Test, günün
herhangi bir saatinde suda eritilen 50 gr şeker alındıktan 1
saat sonraki kan şekeri değerine bakılmasından ibarettir. Sonuç,
140 mg/dl’ nin altında ise gebede “Gestasyonel Diyabet” yoktur,
eğer kan şekeri 140 mg/dl’nin üzerinde ise gebeye 100 gr’lik
ikinci bir şeker yüklemesi yapılır. Bu testte ise kan şekeri
değerleri başlangıçta: 95 mg/dl, 60 dakikada; 165 mg/dl, 120
dakikada; 145 mg/dl, 180. dakikada: 125 mg/dl değerlerinin
altında olmalıdır. Bu değerlerden ikisi yüksekse kişiye
“Gestasyonel Diyabet” tanısı konur.
Bu basit
testlerin yapılmasının önemi çok büyüktür, özellikle 100 yıl
kadar önce, gebe diyabetiklerin çoğunun bebeklerinin, bir
kısmının da kendi yaşamlarının kaybettikleri düşünülürse,
annenin glukoz düzeylerindeki artış, anne karnındaki bebek (fetus)
açısından büyük önem taşır. Fetus plasenta yoluyla anneden
aldığı besinler (glukoz, aminoasit ve yağ asitleri) ile
beslenir. Annenin karnında yükselen şeker miktarı, direkt olarak
bebeğe yansır ve fetusta glukoz fazlalığı oluşur. Bebek bu
duruma yaptığı insülini artırarak karşılık verir. İnsülin
bebekte büyümeyi uyaran bir hormondur. Fetal insülinin gebeliğin
24-28. haftalarından itibaren artışı, bebeğin büyümesini
hızlandırır ve doğum ağırlığını 4000 gr’ın üzerine çıkar. İri
bebek (Makrosomi) olarak adlandırılan bu tablo bebek açısından
pek çok risk taşır. Doğum sırasında oluşabilecek omuz çıkıkları,
sinir yaralanmaları, solunum sıkıntısı, şeker düşüklüğü, sarılık
bu sorunlardan bazılarıdır, ancak hem geliştirilen yeni testler
hem de insülinin keşfi ve yaygın kullanımı sayesinde anne ve
bebeklerinin karşılaştığı birçok risk ortadan kalkmıştır.
Gestasyonel
Diyabette Hedef Kan Şekeri Düzeyi Ne Olmalıdır?
Gestasyonel
diyabetli bir annede amaç, açlık kan şekerini 90 mg/dl, yemekten
2 saat sonraki tokluk şekerini ise 120 mg/dl’nin altında
seyretmesini sağlamaktadır. Bu amaçla, kişiye önce özel bir
beslenme planı uygulanır ve kan şekeri bir hafta boyunca
izlenir. Eğer bu süre içinde şeker değerleri belirtilenin
üzerine çıkıyorsa, hemen insülin tedavisine başlanmalıdır. Bu
dönemde anne mutlaka bir şeker ölçme cihazı almalı ve kan
şekerinin her öğünden önce, öğünlerden 2 saat sonra ve yatarken
olmak üzere günde 7 defa ölçmelidir. Ölçüm sıklığı haftada en az
iki gün olmalıdır. Ölçülen değerler bir günlüğe kaydedilmelidir.
Bebeğin sağlıklı büyüme ve gelişimi için bu önlemlerin alınması
gerekir.
Doğumdan
Sonra
Doğumdan
hemen sonra insülin direnci ortadan kalkar ve diyabet düzelir.
İnsülin kullanan annede, doğum sonrası şeker ölçülmeli ve
insülin tedavisi kesilmelidir. Aksi halde, ciddi kan şekeri
düşüklüğü (hipoglisemi) meydana gelebilir. Ancak, nadiren de
olsa, doğumdan sonra diyabet kalıcı olabilir. Bu durumda, anne
süt verdiği sürece, insülin tedavisi sürdürülür. Daha sonraki
tedavi şekline diyabet uzmanı karar verecektir.
Gizli Şeker ,
Gizli Şeker nedir , Pre-Diyabet
Gizli Şeker (Pre-diyabet)
Nedir?
Eğer bir
kişinin kan şekeri düzeyi normalden yüksek olmasına karşın
diyabet tanısı koymaya yeterli yükseklikte değilse bu durumda
kişi pre-diabetik (gizli şeker hastası) olarak tanımlanır.
Diyabet
Önleme Programına katılan pre-diyabetiklerin %11’inde diyabet
gelişmiştir. Bazı çalışmalar pre-diyabetik çoğu kişide 10 yıl
içinde Tip 2 diyabet geliştiğini saptamıştır. Yani Pre-diyabet
Tip 2 diyabete adaylık durumudur.
Pre-diyabetli
bireylerde kardiyovasküler hastalık riski kan şekeri normal olan
bireylere kıyasla 1.5 kat daha fazladır. Diyabetli bireylerde
ise 2-4 kat fazladır.
Pre-diyabetli
bireyler yaşam tarzı değişiklikleri sayesinde prediyabetli
olmayı önleyebilir ve geçiktirebilir.
Pre-diyabet,
Bozulmuş Glikoz Toleransı veya Bozulmuş Açlık Glikozu Aynı
Anlamda mıdır?
Evet.
Doktorlar bazen yükselmiş kan şekeri düzeylerini ifade eden bu
durumları kullanılan teste bağlı olarak bozulmuş glikoz
toleransı veya bozulmuş açlık glikozu olarak tanımlarlar.
Pre-diyabetli
Olup Olmadığım Hangi Testler ile Belirlenir?
Doktorlar pre-diyabeti
belirlemek için açlık kan şekeri veya oral glikoz tolerans testi
(OGTT) kullanabilirler. Her iki test içinde bir gece boyu süren
açlık gereklidir. Açlık kan şekeri için kahvaltı yapmadan önce
kan şekeri ölçülür. OGTT’ de ise açlık ve glikozdan zengin
içeçek içildikten sonra 2. saatte tekrar şeker ölçümü yapılır.
Açlık Kan
Şekeri Testi, Diyabet veya Pre-diyabeti Nasıl Belirler?
Normalde
açlık kan şekeri 100 mg/dl’nin altındadır. Eğer kişide pre-diyabet
varsa açlık kan şekeri 100-125 mg/dl arasındadır. Eğer kan
şekeri 126 mg/dl veya daha yüksekse birey diyabetlidir.
OGTT ile
diyabet veya Pre-diyabet Nasıl Saptanır?
OGTT’ de,
bireyin kan şekeri açlıktan sonra ve glikozdan zengin içecek
içildikten 2 saat sonra ölçülür. Normal kan şekeri 2. saatte 140
mg/dl’ nin altındadır. 2.saat kan şekeri 140-199 mg/dl arasında
ise pre-diyabet, 2. saat kan şekeri 200 mg/dl’ nin üstünde ise
diyabet tanısı konulur.
Açlık Kan
Şekeri Testi veya OGTT, Hangi Test Pre-diyabetin saptanması için
Daha Uygundur?
Her iki test
de pre-diyabetin saptanması için uygun testlerdir.
Pre-diabetim
Varsa Bunu Mutlaka Bilmem Gerekir mi?
Eğer pre-diyabetiniz
olduğunu bilirseniz Tip 2 diyabetli olmanızı önleyecek önlemleri
zamanında alma şansınız olur. Çalışmalar ağırlık kaybını
sağlayan ve fiziksel aktiviteyi artıran diğer bir ifade ile
gerekli yaşam tarzı değişikliklerini yapan pre-diyabetli
bireylerin, %58 oranında Tip 2 diyabetli olmayı önleyebildiğini
veya geciktirebildiğini göstermiştir.
Pre-diyabet
Tedavisi Nasıl Yapılır?
Bireysel bir
beslenme tedavisi ve haftanın 5 günü günde 30 dakika düzenli
yürüyüş şeklinde yapılan egzersiz programı sonucunda, vücut
ağırlığının ılımlı olarak azalması (% 5-10) ile pre-diabetten
diyabete geçiş önlenebilmekte veya geçiktirilebilmektedir.
Eğer pre-diabetiniz
var ise pre-diyabeti olmayanlara kıyasla kalp hastalığı veya
inme riskiniz %50 artmıştır. Bu nedenle kardiyovasküler
hastalıklarla ilişkili risk faktörlerini (sigara içmek, yüksek
tansiyon, yüksek kolesterol gibi) bilmeniz gerekmektedir. Eğer
risk faktörlerinden birine veya birkaçına sahipseniz bu
faktörlerin tedavi edilmesi de son derece önemlidir.
Kimlerin Pre-diabet
Tanısı için Test Yaptırması Gereklidir?
Şişman ve 45
yaşın üstünde iseniz pre-diabetli olup olmadığınızı öğrenmek
için test yaptırmanız gereklidir. Eğer vücut ağırlığınız normal
ise ve 45 yaş civarında iseniz testi yaptırmanın sizin için
uygunluğunu doktorunuza danışınız.
45 yaşından
genç erişkinlerde ve şişman bireylerde diyabet ve pre-diyabet
yönünden risk faktörlerinin varlığı araştırılır. Bu risk
faktörleri: yüksek tansiyon, düşük HDL-kolesterol düzeyi, yüksek
trigliserid düzeyi, ailede diyabet varlığı, gestasyonel diyabet,
4,5 kg üzerinde bebek doğumu öyküsü olmasıdır.
Diyabetin
Kontrolü , Şeker Hastalığının Kontrolü ve Takibi
Kan şekeri
ölçümü diyabetin izlenmesinde son derece önem taşıyor. Kan
şekerindeki iniş çıkışların düzenli olarak takip edilmesiyle hem
günlük yaşam daha da kolaylaşıyor, hem hekime medikal tedavide,
hem de diyetisyene medikal beslenme tedavisinde yardımcı
olunabiliyor. Özellikle son yıllarda teknolojinin ceplere
sığdırdığı şeker ölçüm aletleri ile günde birkaç dakikanızı
ayırarak kan şekerinizi kendiniz ölçmemiz mümkün.
Evde kan
şekeri izleniminin başlanmasını diyabet tedavisinde devrim
olarak nitelendirilmekte. Kan şekeri ölçümü, en başta diyabetli
insanların hastalıklarını kontrol altında tutmak için hastane de
harcadıkları zamanının azalmasına yardımcı oldu. Bununla
birlikte, diyabetli kişi ve diyabet tedavisinde yer alan sağlık
uzmanları için bir dizi uyum ve tedavi sorununa da yol açtı.
Diyabet
tedavisinde sürekli kan şekeri takipleri, hekimin medikal
tedaviyi planlamasında yardımcı. Çünkü, sürekli takipler, kan
şekerinin aşağı-yukarı inip çıkarken yaptığı rahatsızlıkları
önlemede avantaj sağlıyor. Böylece, bir yandan oluşabilecek ani
şeker düşmesi (hipoglisemik reaksiyonlar) ya da gelişebilecek
ani şeker yükselmesi sonucu asidoz tablosunun önüne geçilmiş
oluyor.
İki önemli
çalışma (Diyabet Kontrol ve Komplikasyon Çalışması ve İngiltere
Prospektif Diyabet Çalışması) diyabetle ilişkili
komplikasyonların azaltılması için kan glukoz düzeylerinin hedef
alınması gerektiğini açık bir şekilde gösteriyor. Pek çok ülke,
diyabette glukoz kontrolünde %7’nin altında HbA1c düzeyi gibi
katı hedefler koyuyor.
Diyabet
tedavisinde, bu hedeflere ulaşılmak için öncelikli açlık glukoz
düzeyleri hedef alınıyor. Ayrıca, son çalışmalar öğün öncesi ve
/ veya sonrası glukoz düzeylerinin de önemli olduğunu
vurguluyor. Bu, temelde Tip 2 diyabetli kişilere yoğunlaşan son
bir çalışmayla destekleniyor ve bu çalışma özellikle hastalığın
erken evreleri boyunca öğün sonrası kan glukoz (öğünden 2 saat
sonra ölçülen kan şekeri) düzeylerinin HbA1c değerleri üzerinde
önemli bir etkisinin olduğunu ileri sürüyor.
Kan şekerini
olabildiğince normale yakın tutmak gerekli
Kan şekeri
gün boyu devamlı olarak değişim gösterse de, kan şekerini
olabildiğince normale yakın değerlerde tutmak gerekir. Gün
içinde kan şeker değerindeki oynamalar, okyanusların iskelede
yükselmesi ve alçalması ile karakterize gel-git olayına
benzetilebilir. Herhangi bir günkü kan şekeri ölçümü ise,
iskeleye vuran suların o anki durumunu gösteren bir fotoğraf
gibidir. Sizin de görebileceğiniz gibi bu fotoğraf, suların
gerçek düzeyini hiçbir zaman göstermeyecektir, tıpkı tek bir kan
şekeri ölçümünün fazla bir şey ifade etmediği gibi. Tek bir kan
şekeri ölçümü, tedavinin düzenlenmesinde yardımcı olamaz.
Eğer
diyabetli bir kişi kendini iyi hissetmiyorsa, o an yapılacak bir
test ile bu hissettiklerinin kan şekeri düşüklüğünden mi, yoksa
yüksekliğinden mi kaynaklandığını gösterecektir. Hatta bazı
dönemlerde fiziksel olarak bir değişim yaşanmasa da kan şekeri
düzeyi o kadar iyi olmayabilir. Kan şekerinin hafif yükseldiği
durumlarda diyabetli iyi şeyler hissedebilir ve sorunu fark
etmeyebilir. Ancak ne yazık ki, bu seviyeden daha yükseğe
çıktığında yaşanan tablo değişir ve uyku hali, yorgunluk
gözlenebilir. Hatta ketozise, sonra da ketoasidoza kadar
gidebilir. Bu noktada durumu erken fark etme problemi daha
başında çözmeye yarar.
Sonuç için
1-2 dakika yeterli
Başta da
belirttiğimiz gibi, diyabetli kişinin günde sadece birkaç
dakikasının ayırarak kan şekerini kendisinin takip etmesi son
yıllarda diyabet takibindeki en önemli ilerlemelerden biri
olarak gösteriliyor. Bu gelişme sayesinde diyabetin tedavi
planlaması kökünden değişime uğradı. Evde kan şekeri testi ile
kişiler kendi diyabetlerini kontrol altına alarak, kendi
metabolik durumunu anında öğrenebiliyor ve en önemlisi, diyabet
tedavisinde ve yönetiminde pasif olmaktan çıkıp doktorlar ve
diğer sağlık personelinden oluşan takımın bir parçası haline
geliyor.
Kan şekerinin
kontrolü sırasında, iki önemli noktayı hatırlamakta fayda var.
Kan şekerindeki dalgalanmalar, birçok diyabetlinin aklını
karıştırır. Kan şekeri, açlıkta düşük, tokluğun ilk yarım saati
ile bir saati arasında en yüksek değerine ulaşır. Bir saatten
sonra zamanla düşer.
On-onbeş yıl
öncesine dek bir diyabetlinin kendi kan şekeri ölçümünü yapmak
mümkün değildi. Diyabetliler, idrar şeker testi ile izleniyordu.
Ancak burada önemli bir ayrıntı bulunmaktaydı, idrarda şeker,
kan şekeri kanda yükseldikten bir süre sonra çıkabilir. Daha
önemlisi idrarda şeker testi, normal sınırın altındaki kan
şekeri hakkında (örneğin hipoglisemide) bilgi vermez.
Diyabet;
kandaki glukoz konsantrasyonunun normalden yüksek olması ile
kendini belli eden bir metabolizma hastalığıdır. Bunun nedenini
anlayabilmek için vücudumuzun gerekli enerjiyi nasıl sağladığını
bilmemiz gerekir. Her yemekte nişasta veya şeker alarak
karbonhidrat tüketiriz. Sindirim sırasında karbonhidratlar
glukoz ve diğer elemanlarına dönüşür ve bağırsaklardan emilerek
kan dolaşımına katılır. Hücreler kan dolaşımı ile gelen glukozu
alarak enerjiye dönüştürürler. Ancak glukozun hüçre içine
girmesi için bir hormona ihtiyaç vardır. İşte bu hormon
insülindir. Yemeklerden sonra kandaki glukoz düzeyi artar.
İnsülin hormonu sayesinde glukoz hüçre içine alınır ve enerjiye
çevrilir. Böylece kanda glukoz seviyesi düşer. Eğer insülin
hormonu hiç üretilmiyorsa veya gerekenden az üretiliyorsa ya da
glukozun hücre içine girmesini sağlamıyorsa kanda glukoz ( kan
şekeri ) düzeyi artar. Bu durumda şeker hastalığı ortaya çıkar.
Diyabetin
bazı erken belirtileri vardır. Kan şekeri yüksek olan kişilerde
başlangıçta yorgunluk, halsizlik,iştahsızlık, sık idrara çıkma,
susama, yara ve berelerin uzun zamanda iyileşmesi gibi
belirtiler vardır. Eğer ailenizde şeker hastası olan varsa bu
hastalığa yakalanma riskiniz daha fazladır. Bu belirtilerle
doktorunuza başvurduğunuz taktirde doktorunuz kan şekerinizin de
belirlenmesini isteyecektir.
Hipoglisemi
nedir , Kan Şekerinin Düşmesi , Kan Şekeri Düşüklüğü
Hipoglisemi
Nedir ( Kan Şekeri Düşüklüğü )
Hipoglisemi
Nedir
Kan şekerinin
normal sayılan sınırın altına inmesine hipoglisemi denir. Bir
çok insan tarafından öyle sanılsa da sık rastlanan bir olay
değildir ve daha çok insülin veya ağızdan şeker düşürücü ilaç
alanlarda görülür. Diğe |